/** * Project: Oziwa * Author: Oğuzhan BÜYÜK * Year: 2024-2025-2026 */ ?>
Filmi İzlerken...
Gazze'den gelen her yeni görüntü, her yeni haber, insanlığın vicdanına saplanan birer kıymık gibi. Bir zamanlar "dünyanın en büyük açık hava hapishanesi" olarak anılan Gazze, şimdi tüm dünyanın gözü önünde bir mezarlığa dönüşüyor. Kumun üzerinde, susuzluktan kurumuş dudaklarla, açlıktan yorgun düşmüş bedenlerle bir yaşam mücadelesi veriliyor. Minicik çocuklar, o küçücük bedenleriyle, insanlığın kayıtsızlığına birer canlı kanıt olarak düşüyor toprağa. Annelerin duası, bir yakarışın çok ötesinde, sessiz bir çığlık gibi yankılanıyor gökyüzünde.
Tüm bunlar olup biterken, kameralar anbean kaydediyor bu korkunç dramı. Sosyal medyada, haber kanallarında bu görüntüler dolaşıyor, milyonlarca insana ulaşıyor. Görüntüler var, sesler var, tanıklıklar var. Peki, ya vicdan? O görüntüler, ne yazık ki, insanlığın vicdanına kaydedilemiyor. Ya da kaydedilse bile, hemen siliniyor. O acı dolu anlar, bir film sahnesi gibi gelip geçiyor önümüzden. Seyrediyoruz, iç çekiyoruz, belki birkaç kederli cümle kuruyoruz ve hayatlarımıza geri dönüyoruz.
Bu kayıtsızlık, bir yandan da o direnen insanların kararlı duruşunu körüklüyor. Kendi topraklarını, kendi evlerini savunma arzusu, baskıcı güçleri daha da saldırganlaştırıyor. Emperyalizm, bu direnişi kırmak için her türlü yola başvuruyor, ancak karşısında çelik gibi bir irade buluyor. Bir milletin hayatta kalma ve onurunu koruma mücadelesi, dünyanın en güçlü ordularını bile çaresiz bırakabiliyor. Bu direniş, sadece fiziki bir karşı koyuş değil, aynı zamanda ruhsal ve kültürel bir direniş. Varlığını, kimliğini, geleceğini koruma çabası.
Ve bizler, tüm bu olanları bir film izler gibi izliyoruz. Belki de bizi en çok dehşete düşürmesi gereken şey bu. Yaşananlara karşı hissettiğimiz duyarsızlık, eylemsizliğimiz. İnsanlık, bu denli büyük bir dram karşısında neden bu kadar pasif kalıyor? Bu pasiflik, sadece Gazze'ye değil, tüm dünyaya yayılmış bir vicdan kuraklığının işareti mi? Tarihin akışını değiştirecek bu anlarda, insanlığın nereye gittiğini sorgulamak zorundayız. Filmin sonu nasıl bitecek bilmiyorum, ama eğer bu film, tüm insanlığın gözleri önünde bir milletin yok oluşuna sahne olursa, o zaman ne bu filmin ne de insanlığın bir anlamı kalır. Görüntüler kaybolur, sesler susar ama vicdanın sessizliği, kulaklarımızı sağır etmeye devam eder. Artık yalnızca izlemek yetmez, harekete geçmek gerekir.
Haber: Mehmet ALPTEKİN