Cumhuriyet’in 102. Yılı: Özgürlüğün Adı Türkiye
Bugün, Türkiye Cumhuriyeti’nin kuruluşunun 102. yıl dönümü. 29 Ekim 1923’te Mustafa Kemal...
/** * Project: Oziwa * Author: Oğuzhan BÜYÜK * Year: 2024-2025-2026 */ ?>
HABER:Dünya Basın federasyonu genel Başkanı &1TVTR İMTİYAZ SAHİBİ,BoB FARMER
Recep Tayyip Erdoğan’ın iktidarı Türkiye’nin yakın tarihini kökten değiştiren, siyasetten ekonomiye, kültürden dış politikaya kadar her alanı yeniden şekillendiren bir dönemi ifade eder.
2002’de Adalet ve Kalkınma Partisi’nin seçim zaferiyle başlayan süreç ilk yıllarda demokrasi, özgürlükler ve Avrupa Birliği hedefleriyle anılırken, zamanla giderek farklı bir eksene oturdu. Erdoğan’ın liderliği kısa sürede klasik siyaset anlayışının ötesine geçti; Türkiye’de yeni bir siyasi kültür ve yönetim tarzı doğdu. Bu yeni anlayış güçlü bir liderliğin gölgesinde yükselirken, aynı zamanda toplumsal kutuplaşmayı da derinleştirdi.
İç politikada ilk dönemin en belirgin özelliği askeri vesayetin geriletilmesi ve sivilleşme sürecinin hızlanmasıydı. 12 Eylül’ün mirasıyla hesaplaşma, darbe geleneğinin geriye itilmesi ve başörtüsü yasağının kaldırılması geniş kitlelerce demokrasi adına büyük kazanımlar olarak görüldü. Ancak zamanla bu özgürlükçi hava yerini kontrol mekanizmalarının zayıflatıldığı, yasama ve yargı üzerinde yürütmenin baskın hale geldiği bir tabloya bıraktı. 2017 referandumu ile kabul edilen Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemi, bu dönüşümün en kritik noktası oldu. Parlamenter sistemden başkanlık modeline geçiş Erdoğan’ın karar alma gücünü pekiştirdi fakat denge ve denetim unsurlarını zayıflattı.
Ekonomi cephesinde Erdoğan hükümetleri bir dönem Türkiye’ye adeta altın yıllar yaşattı. 2002’den 2013’e kadar güçlü büyüme oranları, yabancı yatırım girişleri, altyapı devrimleri ve yükselen refah düzeyi Erdoğan’a hem içeride hem dışarıda önemli bir itibar kazandırdı. Ancak 2013 sonrası süreçte jeopolitik krizler, darbe girişimi, küresel finansal dalgalanmalar ve artan iç politik gerilimler ekonominin kırılganlığını artırdı. Bugün yüksek enflasyon, işsizlik, döviz bağımlılığı ve gelir adaletsizliği iktidarın en büyük sınavı haline gelmiş durumda. Erdoğan’ın tercihi çoğu zaman büyümeyi enflasyona tercih eden, faiz indirimini savunan heterodoks bir ekonomi politikası oldu. Bu yaklaşım toplumun bazı kesimlerince cesur ve milli bir duruş olarak algılansa da geniş ekonomik kitlelerde güvensizlik yarattı.
Toplumsal düzlemde Erdoğan hükümetleri Türkiye’nin kültürel kimliğini yeniden tanımladı. Muhafazakâr kesimin taleplerini merkeze alan politikalar, eğitim sistemindeki dönüşümler, dini sembollerin kamusal alanda daha görünür hale gelmesi, toplumu derinden etkiledi. Destekçileri bu süreci özgürlüklerin genişlemesi olarak görürken, muhalifler için bu gelişmeler laikliğin ve yaşam tarzı çeşitliliğinin daraltılması anlamına geldi. Böylece Türkiye giderek daha keskin bir biçimde kutuplaştı; siyasal tercihler neredeyse toplumsal kimliklerin ayrılmaz bir parçasına dönüştü.
Dış politika Erdoğan hükümetlerinin en dikkat çekici alanlarından biri oldu. İlk dönemde Avrupa Birliği üyeliği hedefi, komşularla sıfır sorun anlayışı ve Batı ile uyumlu bir çizgi hâkimdi. Ancak Arap Baharı sonrası Suriye iç savaşı, Mısır’daki askeri darbe ve İsrail ile yaşanan krizler Türkiye’nin eksenini değiştirdi. 2016’daki darbe girişimi ve Batı’nın tavrı Erdoğan’ı daha fazla Rusya, Çin ve bölgesel aktörlere yöneltti. Bugün Türkiye hem NATO üyesi hem Rusya ile stratejik işbirliği yapan, hem Batı ile pazarlık yürüten hem de Afrika ve Asya’da nüfuz alanı arayan hibrit bir dış politika izliyor. Bu pragmatik çizgi Türkiye’yi uluslararası ilişkilerde kilit bir aktör haline getirdi, fakat aynı zamanda müttefikleriyle sürekli krizler yaşamaya da açık hale getirdi.
Medya ve iletişim Erdoğan döneminin en güçlü unsurlarından biri oldu. Hükümet, medya organlarını kendi çizgisine yakın hale getirmeyi başardı ve güçlü bir propaganda mekanizması kurdu. Erdoğan’ın meydanlarda halkla kurduğu doğrudan bağ, sosyal medya ve televizyon üzerinden yürütülen yoğun iletişim stratejileri iktidarın en büyük gücü haline geldi. Ancak bu süreçte basın özgürlüğü tartışmaları derinleşti, eleştirel gazetecilik ciddi baskılarla karşı karşıya kaldı.
Bugün Erdoğan hükümetinin güçlü yönleri arasında krizleri yönetebilme yeteneği, liderin karizması, altyapı ve savunma sanayindeki başarılar ve uluslararası siyasette bağımsız duruş öne çıkıyor. Buna karşın zayıf yönler olarak ekonomi politikalarının sürdürülebilirliği, hukukun üstünlüğü sorunları, toplumsal kutuplaşma ve Batı dünyasıyla güven krizi dikkat çekiyor.
Erdoğan hükümetleri Türkiye’nin son yirmi yılını belirleyen en önemli siyasi aktör oldu. Onun liderliği hem destekçileri hem de muhalifleri için güçlü duygular uyandırıyor. Bir kesim için Erdoğan milli iradenin sesi, bağımsız Türkiye’nin sembolü ve küresel siyasette meydan okuyan bir lider; diğer kesim için ise kurumların zayıflamasına, otoriterleşmeye ve toplumsal bölünmeye yol açan bir figür. Gerçek şu ki, Erdoğan iktidarı olmadan bugünün Türkiye’sini anlamak mümkün değil. Türkiye’nin geleceği de bir şekilde onun siyasi mirasıyla şekillenmeye devam edecek.